"

Dünya yerinden oynar   

kadınlar özgür olsa.

                 "

Pussy

Riot

 2011 yılında Rusya'da kurulan feminist punk eylem kolektifi  bir gruptur. Yaşları 20 ile 33 arasında değişen 11 kadından oluşmuştur. Grup halka açık yerlerde ve beklenmedik mekanlarda korsan performanslar gerçekleştirip, bu performansların görüntülerini internete yükleyerek ses getirmektedir. Yaptıkları eylemler Rusya devlet başkanı Vladimir Putin'in politikalarını hedef almaktadır.

Pussy Riot 2012 yılında Ortodoks Kilisesi Patriği Kiril'in seçimlerde Putin'i destekleyeceğini açıklmasıyla birlikte, Moskova'da Kurtarıcı İsa Katedrali'nde bir eylem gerçekleştirdi. Eylemde, Meryem Ana'nın feminist olması için çağrıda bulunan grup, Putin'i başların def etmesi için de Meryem Ana'ya dua etti. 

Bu eylem sonucunda grubun 3 üyesi tutuklandı ve insanlık dışı bir yargılmaya maruz bırakıldı. Rusya hükümetinin kadınlar ve LGBTİ'ler üzerinde kurduğu baskı ortaya çıkmıştı bu yargılama süreciyle beraber. 21.yüzyılın cadı avı olarak da nitlendirilen bu süreç, dünyada çok fazla tepki çekti. Başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere, çeşitli insan hakları örgütleri Pussy Riot için destek kampanyaları başlattı. 2013 Aralık ayında grup üyeleri serbest bırakıldı. 2014'te eylem yapmaya devam ettiler.

Pussy Riot, 2012'de Lennon-Ono Barış ödülü ve 2014'te Henrich Böll Vakfı tarafından verilen  Hannah Arendt Ödülü'nü aldı. 

5.png

Arundhati

Roy

1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinde Hindu bir baba ve Hristiyan bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. Delhi'de aldığı mimarlık eğitimiyle, İtalya'ya taşındı. Burada anıt restorasyon çalışmalarında yer alan Roy, mimarlığı sevemedi. İtalya'da yaşadığı dönemlerde yazarlık yönünü keşfetti ve dizi, film senaryoları yazmaya başladı. Senaryolarında daha çok Hindistan'da yaşayan kadınların sıkıntılarına değindi. Kentin yoksul bölgelerini,
kocaları tarafından istismar edilen kadınları ve öğrencilerin hayatını işlediği senaryolar Hindistan'da büyük etki yarattı. Son filmi mahkemelik olunca, kendi hayatından da kesitler bulunan ''Küçük Şeylerin Tanrısı'' isimli romanını yazdı. Bu romanla İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Man Booker Ödülü'nü aldı ve bu ödülü alan ilk Hindistanlı kadın oldu.
Roy, başarısı kanıtlanmış yazarlığı dışında hak savunucusu olarak dünya çapında bilinmektedir. Siyasi konularda da kitaplar yazan yazar, şöhretini daha çok yoksullar ve ezilenler için kullanıyor.
2002 yılında Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü'nü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü aldı. Kadın ve insan hakları çalışmalarını sürdüren yazar, bu konularda makaleler yazmaya devam ediyor. 2017 yılında ikinci romanı olan ''Mulak Mutluluk Bakanlığı''nı yazan Roy, hayatına doğup büyüdüğü Hindistan'da bizlere de ilham verecek yazılarıyla ve çabalarıyla sürdürüyor.

3.png

1952 yılında Irak'ın Xaneqîn kentinde dünayaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada tamamalayan Leyla, maddi yetersizlikten dolayı ailesiyle birlikte Bağdat'a göçtü.
Bağdat'ta Kürdistan Öğrenciler Birliği ile tanışan Leyla, Kürt sorununa yoğunlaştı ve kadın haklarını ihlal eden yasalarla mücadele etti. Bağdat'ta sosyoloji eğitimi gördü ve kısa sürede buradaki Kürt öğrenciler üzerinde derin etkiler bıraktı. Bu dönemde Saddam Hüseyin'in Kürt düşmanlığıyla ilgili yazdığı makaleden sonra rejimin hedefi haline geldi. Leyla bu dönemde kurtuluş mücadelesinin bir parçası olabilmek adına peşmerge saflarına katıldı. 24 Nisan 1974'te düzenlediği bir eylem sırasında Irak rejimince tutuklandı ve işkenceye maruz bırakıldı. Gördüğü insanlık dışı uygulamalara rağmen Kürt özgürlük mücadelesine olan sadakatini koruyan Leyla Qasım,bu tutuklamının ardınından idam cezasına mahkum edildi.
22 yaşında idam sehpasına çıkan ilk Kürt kadın olan Leyla, Kürt halkı arasında efsaneleşen bir isim oldu. 1974 yılından sonra Kürtler doğan kız çocuklarına Leyla adını verdi. Leyla Qasım'ın yaktığı meşale Kürt kadınları tarafından günümüze ulaştırılmaya devam ediliyor.

Leyla

Qasım

Rosa

Luxemburg

Doğum tarihi bazı kanyaklarda 1871 bazı kaynaklarda ise 1870 olarak geçer. Polonya'da iyi eğitimli Yahudi bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi.

1880'de mezun olduğu liseyi birincilikle bitiren Rosa Luxemburg, dönemin antisemitik uygulamarından dolayı hak ettiği altın madalyayı alamadı. Henüz genç yaştayken içinde bulunduğu gruplar ve siyasi görüşleri yüzünden İsviçre'ye kaçtı. Burada Zürih Üniversitesi'ne girip eğitimine felsefe, tarih, politika üzerine devam etti. Doktorasını da burada tamamladı.

1890 yılında üniversite eğitimi devam ederken aynı zamanda siyasetle de ilgilendi ve sosyalist parlementoya girdi. Hayalindeki özgür Polonya'nın ancak  Almanya, Avusturya ve Rusya devrimiyle gerçekleşeceğine inandı ve evlilik yoluyla Almanya'ya yerleşip, vatandaş oldu. 

Almanya'da ''Almanya Sosyal Demokrat Parti''nin aktif bir üyesi oldu ve 1900 yılına gelindiğinde fikirleri sosyalist çevrelerde büyük yankılar uyandırmaya başladı. Aktif olduğu partide ekonomi ve Marksizm öğrenen Luxemburg, yazdığı makalelerle adından sıkça söz ettirdi. Fikirleri yüzünden 3 kere hapse girdi. 

Ayşe

Şan

1938'de Diyarbakırda ''dengbêj'' bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evlerinde sıklıkla kurulan dengbêj meclislerinden etkilenerek müziğe yöneldi. Fakat ailede annesi dışında hiç kimse ona destek olmadı. Ailenin baskısından dolayı Antep'e yerleşen Ayşe Şan burada bir radyoda Türkçe şarkılar söylemeye başladı. Kendi dilinde şarkılar söyleyebilmek için İstanbul'a giden ve burada Kürtçe plaklar çıkaran Ayşe Şan, Kürtçe'nin sakıncalı bir dil halini almasıyla beraber baskılara maruz kaldı. Kürtçe şarkıları söyleyebilmeye ve müzik yapmaya devam edebilmek için Irak'a yerleşip burada ünlü Kürt şarkıcılarından olan Cizrawî gibi isimlerle şarkılar söylemeye devam etti. Sonrasında Türkiye'ye dönen sanatçı, Kürtçe yasağından dolayı sanatını icra edemedi. O dönemler kasetleri el altından satılmaya devam etti. Ayşe Şan dönemin çok bilinen ve ünlünen bir kadın sanatçısı olmuştu, bu da üzerindeki baskıların artmasına sebep oldu. Kadın ve Kürt kimliğinden dolayı üzerindeki baskılardan bir türlü kurtulamayan sanatçımız ailenin baskılarını ve devletin tehditlerini göz ardı edip her fırsatta şarkılar söylemeye ve müzik yapmaya devam etti.
1979'da Bağdat'ta Eyşana Eli adıyla tekrar sesini duyurmaya başlayan sanatçı, Bağdat, Musul, Duhok ve Hewler'de konserler verdi. 18 Aralık 1996'da İzmir'de kanser nedeniyle vefat eden Ayşe Şan'ın vasiyeti olan Diyarbakır'a gömülme isteği yerine getirilmedi.

1867 yılında Polonya’da dünyaya geldi. Çocukluğunda mıknatıslar ve metallerle oynamayı seven Marie, ilerleyen yıllarda kimyaya ilgisini fark etti. Bu alana yönelmek istese de, o dönem Rus yönetimi altındaki Varşova’da kız çocuklarının teknik bir üniversitede eğitim alması yasaktı. Eğitim hayatına istediği gibi devam edebilmek için yurt dışına gitti. Paris’te tıp eğitimi alan ablasının yardımıyla Sorbonne Üniversitesi’ne kaydoldu. Okul yaşamı boyunca bebek bakıcılığı yaparak geçimini sağlamaya çalışan Marie, tavan arası bir evde çalışmalarını yürüttü. Bu zor koşullar altında, farklı çelik türleri ve manyetik özellikler üzerine bir araştırma yapmaya başladı. Radyoloji biliminin kurucusu olarak tarihe geçen Marie, radyasyon tedavisinin tıptaki önemine dikkat çekti. Birinci Dünya Savaşı devam ederken, taşınabilir röntgen cihazları icat etti ve bu teknolojiyi genç kadınlara öğretti. 

1895’te fizikçi Pierre Curie ile evlendi. Dini merasimi ve yüzük takmayı reddeden çiftin düğününde Marie mavi bir elbise giydi. Bu elbise yıllar sonra laboratuvar giysisi olarak kullanıldı.

1911 yılına gelindiğinde ise Marie Nobel Kimya Ödülü’nü alan ilk kadın ve bilim insanı oldu. 1908’de Sorbonne’daki ilk kadın profesör unvanını aldı. 1934 yılında Fransa'nın Savoy kentinde kan kanserinden öldü. Hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı. Bu yüzden ona "bilim için ölen kadın." denildi. 

Marie Curie

  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember