Ara
  • dakahder

DANS EDEMEYECEKSEM BU BENİM DEVRİMİM DEĞİLDİR

En son güncellendiği tarih: Nis 16

Yıl 2020, dünyada bir heyula dolaşıyor. Feminizm heyulası.

Geçen yıl Şili’de La Tesis isimli feminist bir grup tarafından danslı bir protesto gerçekleşti. Kadın cinayetlerine, tecavüz ve istismara dikkat çekmek isteyen bu grup bir anda dünyadaki diğer kadınları da harekete geçirdi. Öyle ki Türkiye meclisinde bile gerçekleşti bu danslı eylem. Feminizm heyulası, kelebek etkisi yarattı. Dünyada bütün kadınlar şarkı söyleyip, dans etti.

‘’Küçüklük böler, genişlik birleştirir. Gelin, geniş ve büyük olalım. Üzerimize gelen önemsiz şeyler yüzünden hayati olanları gözden kaçırmayalım. Cinsler arasındaki ilişkide bir tek yüce şey vardır: İnsan kendisini daha zengin, daha derin ve daha iyi bulması sınırsız olarak vermesi, özgürleşmesindeki trajediyi neşeye ve sınırsız eğlenceye dönüştürebilir.’’ bu sözler Emma Goldman’ın 1911’de yazdığı bir makaleye ait. Goldman’ın kendisinden bir feminist olarak bahsettiği metinlere hiç denk gelmedim, o daha çok anarşist bir siyasal eylemci ve Kızıl Emma olarak bilinirdi. Fakat toplumsal cinsiyet rollerini irdelemesi, kadınların sosyalleşme sürecini ve bu süreç sonucunda kadınların cinsel özgürlüğünün kısıtlandığı veya hiç yaşamadığı sonucuna varan Goldman, bunları dile getirirken kendi feminist devrimini gerçekleştirmekle kalmayıp çağına ve çağının ötesine taşmıştır. Goldman’ın dans ederek gerçekleştirmek istediği o devrim, bugün dünyada ses getiren danslı protestonun tümevarımıdır. Genişliğin birleştirici gücü ve hayati olanın sahiplenilmesi de bu tümevarımın sağlamasıdır.

Goldman’ın baskın anarşist kimliğiyle, feminist literatürde kendinden fazlaca bahsettirmiş olmasında; evlilik, aşk ve özgürlük gibi kavramlarda özne olarak ‘‘kadınları’’ işlemesi referans olmuştur. Kadınlara dayatılan evlilik ve evliliğin alternatifsiz tek gerçek olarak kabul edilmesini dert edinmişti. Çalışan bir kadının bile ‘’nasılsa bir gün evlenip işten ayrılırım’’ düşüncesiyle yaptığı işe aidiyetinin olmayışını, kadınların evliliği bir sigorta olarak görmesine bağlamıştır. Evliliğin beraberinde yapılan iş yükünün artırdığını , üstelik yapılan tüm bu işlerin herhangi bir maddi getirisi olmadığını vurgulayarak ev içi görünmez emeğe dikkat çekmiştir. İşlevsizlik, asosyallik, hayat boyu bağımlılık gibi kavramları da beraberinde getiren evlilik olgusunu eleştirmiş; aşkı ise evlilikten çok farklı bir kulvarda değerlendirmeye almıştır. Aşkın, evlilik güdüsüyle benzer bir duygu durumu olmadığını belirten Goldman, her iki olgunun birbiriyle taban tabana zıt olduğunu vurgulamıştır.

Kadının hayatın her alanında eşit hak talep etmesi haklı ve adil bir duruştur, Goldman bununla beraber kadının hak talebi piramidinin en tepesine sevme ve sevilme hakkını koymuştur. Çünkü biliyoruz ki, sevme ve sevilme hakkına sahip olan kadın, vereceği evlilik kararında, istediği insana aşık olma ve dilediği şekilde cinsel hayatını yaşama hakkına da sahiptir. Sevme ve sevilme hakkı insan ruhundaki değişimle gerçekleşeceği için, asıl özgürlüğü de içselleştirebilecektir. Bu hak, dışarıdan dayatılan yapay özgürlüğün de önüne geçecektir. Goldman, çok elzem olan ekonomik bağımsızlık veya seçme ve seçilme hakkı gibi özgürlüklerin yeterince benimsenemediğinde yapay kalacağını, sadece görüntüde bir özgürlük zannından ibaret kalacağını belirtmiştir. ‘’Özgürleşme, kadının en hakiki anlamıyla insan olmasını mümkün kılmalıdır. Özgürleşmeye, kadının içinde şiddetle arzuladığı iddia ve eylem, ifadesini bulacaktır; bütün yapay sınırlar yıkılacak, özgürlüğe giden yol asırların köleliği ve teslimiyetinden arınacaktır.’’ Kadının Özgürlük Trajedisi isimli makaleden alıntıladığım bu cümleler Goldman’ın özgürlüğe bakışını özetler niteliktedir.

Emma Goldman, otoritenin her türlüsüne itiraz etmiş ve bunu kişisel acılarından dolayı değil toplumsal bir bakış açısından dolayı yapmıştır. Mevcut koşullara isyan ederken, kendi kişisel gelişimini de bu isyanla elde ettiğini vurgulayan Goldman, Hayatım Yaşamaya Değer Miydi başlıklı yazısında bu konuları irdelemiştir. Hayata tekrar gelse, aynı yaşamı tekrar yaşamayı dilemiş ve yaşadığı hayattan asla pişmanlık duymamıştır. Biz de Emma Goldman’ın bu hayatı iyi ki yaşadığını, günümüze ışık tuttuğunu ve dans ederek gerçekleştirdiğimiz devrimlerde ruhunu taşıdığımızı buradan dile getirelim.

Kadınların özgürce dans edip, devrim gerçekleştirdiği günlerin artması umuduyla...



10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember