Ara
  • dakahder

KENDİNE AİT BİR ODA

En son güncellendiği tarih: Nis 16

Orta okul yıllarımda hararetli bit tartışmanın ortasında, Einstein ‘ın zekasını bütün erkeklere mal eden, Tolstoy’un eserlerinden bütün erkeklerin edebi yönünün daha gelişkin olduğunu çıkaran, tarih sahnesinde erkeklerin isminin daha çok yer aldığını göğsünü gere gere anlatan erkek öğretmenime ve sınıftaki erkek çocuklara kadın yazar, şair ve bilim insanlarının var olduğunu kanıtlama çabası içerisindeydim, çünkü onlar bunun tam aksi bir görüşü savunuyorlardı. Tarihte kadınların bu tür sıfatlarla yer edinemediğini ise kadınların daha az zeki ve başarısız olduklarına bağlıyorlardı.

Bu tezleri çürütebilmek için soluğu internet kafede alarak, tarihte isimleri geçen kadınları not alıp öğretmenimize götürmüştüm. Pek ilgisini çekmemişti çünkü zaten elimdeki kağıtta yazılı olan, ilk defa isimlerini duyduğu bu kadınların hiçbir önemi yoktu, bu kadınların var olması kadınların başarılı olduğunu yine de kanıtlayamamıştı.

Bütün bu, cinsiyeti cinsiyete, niteliği niteliğe vurmak, üstünlük taslamak ve zeka azlığıyla itham etmek ancak cinsiyetçilikle açıklanabilirdi. Bu durum erkeğin kendince kadını alt etmesiyle gururlanacağı gereksiz çabadan başka bir şey değildi. Bu cevabı bulabilmem, cinsiyetçilik kavramıyla tanışabilmem çok sonraları gelen bir şeydi.

Bir kadın eğer bir şeyler yazmak veya icat etmek niyetindeyse parası ve kendine ait bir odası olmalıdır, diyen Virginia Woolf ile ancak lisede yine benzeri bir tartışmanın ortasında, bu defa -çok şanslıydım ki- cinsiyetçi olmayan bir öğretmenimizin Kendine Ait Bir Oda’yı tavsiyesiyle tanışmış oldum.

Woolf’un kitabı yazma hikayesi, ‘’kadın ve kurmaca’’ üzerine yazacağı bir eserin onu Cambridge Üniversitesi Kütüphanesine sürüklemesiye başlıyor. Kütüphane girişinde aldığı , kadınların ancak üniversitenin öğretim üyelerinden biriyle ya da elinde bir tavsiye mektubuyla içeri girebileceği uyarısı üzerine öfkelenen Woolf kütüphaneden uzaklaşıyor.Fakat bu cevap özgüvenini kırmış olacak ki oradan ayrılmasının akabinde şapelden gelen muhteşem org sesini takip ederek - içeri girmek isteyince- bu defa da zangoç tarafından durdurulabileceği fikri cesaretini kırıyor.

Geçen yüzyıllar kadınlara kütüphaneye girebilmek gibi ,zaten olması gereken, asgari düzeydeki özgürlükleri verebilmişse bu kadınların meydan okumasıyla gerçekleşmiştir. Aksi halde erkekler böyle bir şey düşünme zahmetine girmezlerdi. Bütün bu çağlar boyunca kadınların, erkeği iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüğünü dile getiren Woolf, bu büyülü aynaların müthiş yansıtma gücünü ele alıyor. Kadınları zayıflık, erkekleri güç maiyetiyle sunan bu aynalar Napolyon’a da Mussolini’ye de bu bağlamda güç veriyor. Tarihin sayfalarına isimlerini koca harflerle yazdıran bu şahıslar, kadınların erkeklerden daha aşağı oldukları fikrinde bu kadar ısrarcı olmazlardı aksi halde.

Virginia Woolf; her ne kadar ‘’kadın ve kurmaca’’ başlığıyla yola çıkıp, bir eser ortaya çıkarma çabasının nafile bir sonuca ulaşmaya doğru gittiğini düşünse de bunu ‘’Kendine Ait Bir Oda’’ kitabında fazlasıyla gerçekleştirmiştir. Kitabında, kadının entelektüel özgürlüğüne ket vuran olgulardan söz ederken tarihe, topluma, aile kavramına ve en çok ekonomiye değiniyor. Bunu Shakespeare ‘in çok zeki bir kız olan kardeşi Judith ‘in varsayımıyla örneklendirerek aslında tam da bahsettiği o kurmacaya göz kırpıyor.

Ailesinden her türlü maddi desteği alan, üniversite okuma imkanına sahip Shakespeare Londra’ya gitmiş, tiyatroyla ilgilenmiş, çok geçmeden bir iş bulup çok ünlü bir tiyatrocu olmuştur. Bu sırada olağanüstü yetenekli, dünyayı görmeye can atan ve ara sıra abisinin kitaplarını okuyan kız kardeşi Judith ise ailesinin kesin ama nazik bir dille , bir kıza yakışır bir şekilde hareket etmesi, ev işleriyle ilgilenmesi söz gelimi çorapları yamaması ya da ocakta pişen yahniye bakması önerileriyle karşılaşmıştı. Daha yirmi yaşına varmadan evlendirilmek istenen Judith, evlilikten nefret ettiğini bağırarak dile getirirken sıkı bir dayak yemiş ve itaat etmesi beklenmişti. Judith’in ailesine başkaldırıp evden kaçma hikayesi, bir tiyatro kapısında erkeklerin onunla dalga geçip hiçbir kadının aktris olamayacağını söylemeleri ve kötü imalarda bulunmalarıyla son bulmuştu.

Judith’in hikayesinin alt metninde, entelektüel özgürlüğün maddiyata, üst metninde ise direkt olarak kadın cinsiyetinden dolayı bir ayrımcılığa maruz kaldığını okuyabiliriz. Entelektüel özgürlük maddi şeylere bağlıdır, edebiyat ya da tiyatro da entelektüelliğe bağlıdır. Kadınlar ise hep yoksuldu ve sadece 2020 senesinde veya Virginia ‘nın doğduğu 1880’lerde de değil, aslında dünya kurulduğundan beri yoksuldu. Virginia Woolf’un kitabında, sınıf farklılığını da göz önünde bulundurduğunu ve bunu da es geçmediğini belirmekte fayda var. Söz gelimi Woolf; Shakespeare gibi dahilerin işçi sınıfından sıyrılamayacağını; tıpkı çocukluktan çıkar çıkmaz çalışmaya başlayan, aileleri tarafından buna zorlanan, yasaların ve geleneklerin zoruyla bundan kaçamayan kadınların arasından da sıyrılamayacağı gibi. Woolf her iki grubu, yani işçi sınıfını ve kadınları aynı teraziye koymuştu. Ama bu, olağanüstü yetenekli kadınların ve işçilerin olmadığı anlamına gelmiyordu.

Judith gibi, elinden ancak kuru topraktan çıplak duvarlar yükseltebilen kadınların sayısı hiç de azımsanacak ölçüde değil. Bu kadınlar tarihin kara deliğinde yok olmuş da değil, bu kadınlar varlar. Adını duyuramamış, hayalini gerçekleştirememiş her kadının arkasında kocaman bir görünmez emeğin olduğu gerçeğini nasıl inkâr edebiliriz? Toplumun eril gerçekliğini göz ardı ederek kadınların daha az zeki olduğunu ya da başarısız olduğunu ne cüretle söyleyebiliriz?

Kurmaca hikayesini Judith’in intiharıyla noktalayan Woolf, kadınlara olan inancını Cambridge Üniversitesi’nde kadınlara yönelik yaptığı bir konuşmada (ve aslında kitabının da şekillenmesini sağlayan konuşmasında) şöyle dile getiriyor:


Ben, tek bir sözcük bile yazamayan ve o mezarda gömülü olan şairin yaşadığına inanıyorum. Sizin içinizde ve benim içimde yaşıyor, ve bulaşık yıkadıkları, çocuklarını yatırdıkları için bugün burada bulunamayan pek çok kadının içinde...


İçimizde yaşayan ve yeşermeyi fazlasıyla hak eden Judithlere...

Dayanışma ile.
















8 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember